Sadece rejim değil, yaşam tarzı
Türkiye’de her 5 erkekten ve her 3 kadından birinde obezite
görülüyor.
Çocuklarda obezite görülme sıklığının giderek artması ise bu
oranların
gelecekte daha da yükseleceğini gösteriyor. Obezite sorununu
aşmanın tek yolu ise,
bilinçli ve sağlıklı bir yaşam tarzını benimsemekten
geçiyor.
Obezite, halk arasında bilinen adı ile şişmanlık,
vücudumuzdaki yağ miktarının genel
ya da bölgesel olarak fazla olması anlamına geliyor. Bu da,
besinlerle dışarıdan alınan
enerjinin, vücutta metabolizma ile yakılan ve fiziksel
aktiviteyle harcanan enerjiden fazla
olmasıyla gerçekleşiyor. Şişmanlığa çoğunlukla güzellik ve
estetik kaygılarla yaklaşılsa da
aslında obezite kronik bir hastalık. Üstelik birçok başka
hastalığa zemin hazırlayan ve mutlaka
tedavi edilmesi gereken bir hastalık. Ülkemizde obezite
görülme sıklığı yüzde 25. Fazla kilolu
kişilerin oranı ise yüzde 55-60 civarında.
Kardiyovasküler sistem, solunum sistemi, sindirim sistemi,
iskelet sistemi ve endokrin sistemi
üzerinde obezitenin kaçınılmaz etkileri olduğunu belirten
Acıbadem Hastanesi Bakırköy’den
Diyetisyen Müge Aksu, obezitenin bir çok hastalığın
oluşumunda doğrudan etkili olduğunu vurguluyor.
“Obezite, kalp hastalıkları, yüksek kolesterol, yüksek
tansiyon oluşumunda etkin. Örneğin obez
kadınlarda kardiyovasküler hastalıklardan ölme riski, obez
olmayan kadınlara göre 4 kat daha fazla.
Ayrıca safra kesesi hastalıkları, mide ve reflü
rahatsızlıkları, mide fıtığı, gut hastalığı, eklem
rahatsızlığı, adet düzensizlikleri, kısırlık gibi pek çok
rahatsızlığı da beraberinde getirebiliyor.
Kadınlarda rahim ve meme kanserleri, erkeklerde prostat,
rektum ve kolon kanserleri obeziteden
etkilenen kanser türlerinin başında geliyor” diye anlatıyor
Aksu obezitenin sebep olduğu hastalıkları.
Obezite aynı zamanda kişinin yaşam kalitesini de doğrudan
olumsuz etkileyen bir hastalık. Örneğin uyku
apnesi denilen ve yeterli nefes almayı engelleyen, uykuda
solunum bozukluğu hastalıklarına da neden
olabiliyor.
Vücut yağ dağılımı özellikle tip 2 diyabet hastalığının
oluşumunda önemli bir etken. Çünkü vücut yağ
oranının artmasıyla birlikte diyabet görülme riski de
artıyor. Obezitenin diyabet hastalığının oluşumunda
yaklaşık yüzde 75 gibi oldukça yüksek bir etkisi var. Çünkü
her iki hastalığın da temelinde beslenme
bozukluğu yatıyor. Obez bireylerin yüzde 80’inde ise tip 2
diyabet görülüyor.
KİMLER OBEZ SAYILIYOR?
Obezite tanı kriterlerinin başında beden kitle indeksi
geliyor. Beden kitle indeksi vücut ağırlığının
boyun karesine bölünmesiyle ortaya çıkan bir değer. Bu değer
30’un üzerinde ise yaş, cinsiyet farkı
gözetmeksizin kişi obez olarak değerlendiriliyor. Erkeklerde
bel çevresi 94 cm üzeri riskli, 102 cm üzeri
de obez olarak kabul ediliyor. Kadınlarda ise 80 cm üzeri
riskli grup sayılırken 88 cm üzeri obez kabul
ediliyor. Bir diğer kriter ise bel ve kalça oranı. Bel
ölçümü kalça ölçümüne bölündüğünde erkeklerde 0.95
kadınlarda ise 0.8 obezite sınırı olarak kabul ediliyor.
Diyetisyen Müge Aksu, obezite oluşumunda akla ilk gelen
genetik faktörler olsa da, oluşumu çoğunlukla
çevresel ve sosyal faktörlerin ortaya çıkardığını ve
artırdığını da ekliyor. Bugün, kilo artırıcı etkisi
olan ya da kiloyu etkileyen 25’den fazla genin tespit
edildiğini söyleyen Aksu, obezitenin tek sebebi
olmasa da hala bir numaralı sebebinin genetik faktörler
olduğunu da vurguluyor.
OBEZİTE NEDEN OLUŞUR?
Meslek, eğitim, sosyal konum ve çevre gibi bireysel ve
sosyal faktörler önemli yan etkenlerden bazıları.
Şehirleşme, modernleşme gibi yaşam şekilleri evde yemek
yapmaya vakit ayıramayan, pratik ama enerjisi
yüksek besinlere yönelen bireyler yaratıyor. Alkol tüketimi,
sigarayı bırakma ya da fiziksel aktivitenin
azlığı gibi davranışsal faktörler de obeziteyi artırıcı
etkilere sahip. Günümüzde otomobil, çamaşır makinası,
bulaşık makinası ya da televizyon gibi günlük hayatımızda
sıkça kullandığımız aletlerin mekanik olması
bizim daha az hareket etmemizin başlıca nedeni. Gün içinde
aktivitede bulunmayınca vücudumuzun çalışma
hızı düşüyor. Ekstradan yüksek enerjili besinler tüketince
de obezite bireyler için kaçınılmaz oluyor.
Diyetisyen Müge Aksu özellikle son dönemde çocuklardaki
obezite oranının artmasına dikkat çekerken,
çocukların da benzer davranışlar yüzünden obeziteye davetiye
çıkardığını vurguluyor. “Fast food tarzı
beslenmeye alışan, televizyon ve bilgisayar karşısında
saatlerini geçiren çocukların sayısı o kadar
fazla ki. Televizyon reklamlarının da etkisi büyük. Çünkü
çikolata ve şekerli besin reklamlarının sayısı
oldukça yüksek. Bu tip besinlere günümüz çocukları çok daha
kolay ulaşıyor” diyen Aksu, yağ oranı,
şeker oranı ve enerjisi yüksek hazır gıdalarla beslenmenin
obezite oluşumunda önemli bir etken olduğunu
belirtiyor. Örneğin hazır çorbalar, çikolata, şekerlemeler,
fast food tarzı yiyecekler, kızartmalar ve
kavurmalar oldukça zararlı besinler. Salam, sucuk, sosis,
pastırmaların ise yağ oranı çok yüksek.
Çocuklar tarafından çok tüketilen mayonez ise tam bir yağ
deposu. Kola gibi gazlı içecekler ise boş
kalori denen ve sadece günlük aldığımız enerji miktarını
artıran içecekler grubuna giriyor.
OBEZİTENİN DAVRANIŞSAL TEDAVİSİ
Obezitenin oluşumunu engellemenin ya da tedavi etmenin
birincil koşulu kişilerde kalıcı davranış
değişikliklerini yaratmak. Yani yeme düzeninden, egzersiz
programına kadar önerilen tüm tavsiyeleri
geçici ve kısa dönemli olarak görmek yerine bir yaşam şekli
haline getirmek. Bu tavsiyeleri hayatımıza
yerleştiremediğimiz sürece programa devam ettiğimiz dönemde
kilo verirken, diyetin sona ermesiyle
kilonun geri alınması da kaçınılmaz oluyor. Bu yüzden yavaş
kilo vermenin önemine dikkat çeken Aksu,
insanların fazla kiloları estetik bir sorun olarak
gördükleri için 2 haftada 8-10 kilo vermek
talepleriyle kendilerine başvurduklarını söylüyor. “İdeali
hafta da 0,5 ile 1 kg arası, ayda 4 ile 6 kg
arası vermektir. Yavaş yavaş kilo verilmeli ki vücudumuz ve
biz duruma adapte olabilelim.
Bize başvuranların ilk sorduğu soru bu diyet ne zaman
bitecek, ne zaman tekrar yemek yemeye
başlayacağım oluyor. Böyle bir şey yok. Doğru beslenme
dediğimiz şey aslında doğru zamanda,
yeterli miktarda, doğru besini seçmekten geçiyor. Ve tabi ki
fiziksel aktivitenizi artırmaktan.
O yüzden sık yiyin, az yiyin, düzenli yiyin felsefesi
benimsenmeli” diyor Aksu.
KİLO VERMEK KİŞİYE ÖZGÜ
Günümüzde insanların bir uzmana başvurmadan medyada
gördükleri rejim listelerini uyguladıklarını
söyleyen Aksu, bilinçlenmenin ilk adımının bu listeleri
uygulamayı bırakmak olduğunu belirtiyor.
“Kilo verme kişiye özgüdür. Kişinin hastalıkları, yaşı,
cinsiyeti, bireyin beslenme alışkanlıkları
ve tabi ki sosyal durumu çok önemli. Çünkü dışarıda sıklıkla
yemek yiyen, evde oturan ya da aktif
çalışan biriyseniz metabolizma hızınız farklılıklar
gösterir. Dolayısıyla kişiye özel bir program
hazırlanmalı. Gazetede gördüğünüz bir diyet programı bazal
metabolizma hızının çok altında ise
zayıflamaya çabalarken metabolizma hızınızı daha da
düşürürsünüz” diyen Aksu gerçek zayıflamanın
kilo azalması olmadığını da vurguluyor.
Gerçek zayıflama vücuttaki yağ oranının azalması olarak
kabul ediliyor. Kiloyu sudan ya da
kaslarınızdan vermiş olabilirsiniz, ama örneğin bel çevreniz
hala aynı ölçülerde duruyorsa bu gerçek
anlamda kilo vermediğinizi gösteriyor. Hızlı verilen kilolar
da genelde kas ve su kayıplarına neden
olduğu için kesinlikle önerilmiyor. O yüzden kişiler mutlaka
yavaş ve kendilerine özgü bir programla zayıflamalı.
OBEZİTENİN TIBBİ TEDAVİSİ
Obezite tedavisinin, sadece bir diyetisyenle değil
endokrinoloji uzmanı, fizik tedavi uzmanı,
bazı durumlarda bir psikoloğun da katıldığı bir ekip
çalışması ile yapılması gerekiyor. Obezite
tedavisinde diyet tedavisi, medikal tedavi ve cerrahi tedavi
yöntemleri kullanılıyor. Cerrahi tedavi,
özellikle beden kitle indeksinin 40’ın üzerinde olduğu
bireylerde (morbid obez) mideye takılan balon,
mideyi küçülten bantlar gibi yöntemlerle uygulanılıyor.
Beslenme programıyla tedavi edilemeyen, yaşamı
obeziteden ileri derecede olumsuz etkilenen, örneğin
hareketleri kısıtlanan, başka sağlık sorunları
artan bireylerde cerrahi tedavi uygulanabiliyor.
Medikal tedavide iki tip ilaç kullanılıyor. Yağın emilimini
azaltan ve iştahı baskılayan ilaçlar.
İlaç tedavisi mutlaka doktor kontrolünde uygulanıyor
BESLENME ÖNERİLERİ...
Günde 3 ana 3 ara öğün olmak üzere 6 öğün beslenin. Sık
yemek, kan şekerinin düzenli gitmesi ve
karaciğerdeki depolarımızın boşalmaması için çok önemli. Gün
içinde 3,5-4 saati aşmadan besin almanız gerekiyor.
Yemek saatlerinizi aksatmayın, düzenli yemek yiyin.
Tek tip beslenmekten uzak durun. Vücudun düzenli çalışması
için karbonhidrat, protein ve yağları
içeren besinlerden yeterli miktarda almak gerekli.
Günde 2-2,5 litre su tüketin. Bol su içmek doğrudan
zayıflamaya neden olmasa da yağların parçalanması
için gerekli.
Bol sebze ve salata tüketin. Posa içerikleri sayesinde hem
doygunluk sağlaması, hem de şeker ve kolestrol
seviyelerinin dengelenmesine yardımcı olması yönünden
önemliler. Günde 4-5 porsiyon sebze, 2-3 porsiyon
meyve tüketilmeli.
Kepekli ekmeği tercih edin. Tokluğu sağlamak ve şeker
dengesini düzenlemek için kepek, çavdar, tam buğday
tahıllı ekmek tarzında esmer ekmekler tüketilmeli.
Fiziksel aktivitelerinizi artırın. Spor yapmanın da doğru
kuralları olduğunu unutmayın. Spor kesinlikle aç
karnına değil yemek yedikten 1 saat sonra yapılmaya
başlanmalı. Vücuttaki yağlar 20 dakika sonrasında
yakılmaya başlandığı için en az 25-30 dakikalık egzersizler
öneriliyor. Dozu ise, ilk başlarda 10-15
dakikalarla başlayıp gitgide artırılmalı. Egzersizi
hayatınızın 1-2 gününe sığdırmak yerine her güne
yaymaya çalışın. “Spor yapamıyorum” diyenlerdenseniz, en
azından dolmuştan iki durak önce inin ve yürüyün,
asansör kullanmayın, merdivenleri yürüyerek inip çıkın, kısa
mesafelerde araba kullanmayın. Bu ufak
değişiklikler bile gün içinde metabolizma hızınızı artırıcı
etki gösterecektir.
Ayçiçek yağı, zeytin yağı, mısır özü yağı, fındık yağı ve
soya yağını bir arada karıştırarak kullanın.
1 kg sebzeye 2 yemek kaşığı yağ koyarak pişirin.
Salatalara en fazla 1 tatlı kaşığı yağ koyun.
Etli yemeklere yağ ilave etmeyin.Gün içinde tükettiğiniz yağ
miktarını sınırlandırın. Salatalara en
fazla bir tatlı kaşığı yağ koyun. Ayrıca ayçiçek, soya,
mısırözü, fındıkyağı ve zeytinyağını bir
arada karıştırarak kullanın.
KAYNAK: Acibademhastanesi.com/edergi
KAYNAK: ntvmsnbc.com
|