|
Moda’da Hüsran
Hafta içi iş çıkışı arkadaşlarla Moda’dayız. Uzun süredir
görüşmemişiz,
işte yorulmuş, çok da sıkılmışız. Bir şeyler atıştırmak,
manzaranın keyfini çıkarmak ve bol bol dedikodu yapmak için
açık havada yemek keyfi sunduğunu ve mekân seçenekleri
arasında gazete ve dergilerin öneri listesine muhakkak
girmeyi başaran bir mekân burası.
Gelin görün ki, mekânda yaşadıklarımız beklentileri
karşılamak bir yana gün sonunda gerilen sinirlerimizi iyice
alt üst ediyor ve neredeyse koşar adım çıkıyoruz.
Yaşadıklarımız, her an herhangi bir restoranda yaşanabilecek
şeyler belki; ama adıyla, kendini diğer mekânlar arasında
konumlandırışıyla ve tabii ki hesaplı diyemeyeceğimiz fiyat
politikasıyla tamamen ters düştüğü için kabul edilebilir
cinsten de değil açıkçası.
Böyle bir mekânda görmekten hoşlanmadığımız neler oldu
derseniz… işte bir kaçı:
* Kime ne servis edileceği bilinmez bir halde, tabakların
bir konulup bir
kaldırılması, çatal bıçakların bir alınıp bir konulması,
* Serseri mayın gibi aylak aylak gezinen garsonların kâh set
gibi manzaranın önünde dikilip alık alık bakması –ki bu da
sizin manzaraya dalıp tatlı hülyalara dalmanızı engelliyor
haliyle- kâh salına salına yürürken koyun güder bir havada
masanın etrafında alıcı kuşlar gibi dolaşması,
* Siparişlerin sorgulama edasıyla alınması, başlangıç
alınmamasının en büyük günah, sadece su içmenin en büyük
ayıp olması,
* Siparişlerin garsonlarda büyük bir hayal kırıklığına ve
sıkıntıya sebep olduğunun anbean anlaşılması ve adeta
değersiz işe yaramaz müşteri konumuna itildiğinizin
hissettirilmesi,
* Şık kadehler ve şatafatlı menü seçenekleri ile ceplere
hükmeden böyle bir restoranın içinde kedilerin cirit atması –
ki kediler gerçekten uysallıktan uzak bir azmanlıkla gerçek
anlamıyla cirit atmaktalar,
* Yemeğin sunuşuna hiç dikkat edilmemesi, sipariş verilirken
yapılan özel isteklerin dikkate alınmaması, ketchup ve
mayonezin çok geç gelmesi,
* Bruschetta’ların bildiğin beyaz ekmek dilimleri üzerine
konulan küp küp kesilmiş milyonlarca domates, biraz kekik ve
bolca yağla hazırlanması – ki ekmek diliminin iki katı
yüksekliğe varan domates dağını geçip bu dilimleri
yiyebilmek imkânsız gibi bir şey,
* Yemeğin içinde ne olduğunu bilmemek yetmezmiş gibi sorduğun
soruyu aşçıdan güya öğrenip seni aptal yerine koyar gibi
uyduruk bir cevap verilmesi, mesela yeşil saplı sebzelerin
patlıcan püresi olduğunun iddia edilmesi…
Mekânın hakkını yememek lazım, yine de bizi bu stresli günün
sonunda bol bol güldürüyor. Her ne kadar sinir gülmesi desek
de biz buna, gülmek sinirleri de gevşetiyor biraz. Ve koşar
adım mekânı terk edip çay bahçelerine yürüyoruz.
Moda koyuna bakan bu salaş çay bahçesinde sohbet ederken çok
daha huzurlu ve mutluyuz.
Hatta keşke daha önce de buraya gelseymişiz diyoruz.
Manzaraya mekân kondurmanın her zaman güzel yemek, iyi
servis ve müşteri memnuniyeti garantisi vermediğini
hatırlayarak bir acı kahve bir simidin tadına doyamıyoruz.
Nilhan Fidan
Nilhan Fidan' ın geçmiş
yazılarına ulaşmak için tıklayınız
www.yemekyapye.com
|