|

Aşağıdaki kısım Kültür ve Turizm
Bakanlığı'nın sayfasından Prof.Dr.Mahmut Tezcan'ın
yazısından alınmıştır.
"Tarihin ilk çağlarından bu yana devlet başkanlarının
çeşitli mesleklerden kişilerle sofrada oturup tartışma
geleneği yarattığını biliriz. Eski Yunan'da ünlü filozof
Eflatun, öğrencileriyle tarihe “Diyaloglar” diye geçen
tartışmalarını “Akademia”da yapardı. Burası, Atina'da bir
felsefe okulu durumuna getirdiği evinin bahçesi idi.
Eflatun'da tıpkı hocası Sokrates gibi burada öğrencileriyle
günün sorunlarını aklın ve bilimin ışığında tartışırdı.
Böylece gerçeklere, iyiye, güzele, doğruya varmanın yolları
aranırdı.
İşte Atatürk'ün sofrası da bu nitelikte bir sofra idi.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu bir yazısında şöyle der:
“Atatürk'ün sofrasından hepimizin ruhunda ve dimağında nice
derin, tatlı ve ibret verici anılar, yaşama ve insanlığa
dair, nice değerli dersler kalmıştır.”
Atatürk'ün sofradaki sözleri, felsefesi, yol göstericiliği,
fıkraları, vecizeleri gerçekten bir hazine idi. Bu sofrada
esen hava sevgi, vefa ve arkadaşlıktı. Burada ilim, sanat,
kültür, nesnel görüşler, gerçeklikler, idealler yer alırdı.
Ülke sorunları, geleceği, çözüm biçimleri aranırdı. Gönül
sohbet ister, kahve bahane şiirinde olduğu gibi, M.Kemal
için de amaç, tartışmalardı, iyiyi doğruyu bulmaktı. Akıla
yol açmaktı. Sofra ve içki ise bir araçtı. Gece yemekleri
bazen müzikli oluyor, çeşitli sanatçılar konser veriyordu.
Karatahta, tebeşir, silgi ve kütüphaneden gelen kitaplar,
sofranın bir parçası idi."

"Atatürk, boğazına düşkün, çok yiyen bir insan değildi.
Kendisi bir konuşmasında ziyafetlerde çok yemek yenmesini
tasarrufa aykırı bulduğunu ve sağlığa zararlı olduğunu
söylemiştir.
Sabah kahvaltısında; çay, kahve içiyor, fazla bir şey
yemiyordu. Soğuk ayranla, bir dilim ekmek yerdi. Bazen bir
kâse yoğurt yer, sonra sütlü kahve içerdi.
Öğle yemeği: Bir iki dilim ekmek yerdi. Etsiz kuru fasulye,
pilav çok sevdiği yemekti. Kuru fasulyeye, “yağlı fasulye”
derdi. Ayran ve limonata içiyordu. İki dilim ekmeği ayrana
batırarak yiyordu. Yoğurt da ayrıca yiyordu. “Kuru fasulyeye
okulda alıştım” demiştir. Kışla yemeği, askerî yemek
sayılmıştır kuru fasulye. İkindi üzeri ekmeksiz bir bardak
ayran içerdi.
Sofradan genellikle doymuş olarak değil, aç kalkarmış.
Akşam yemeği: Akşam yemeğinin ayrı bir önemi var.
Konuklarıyla birlikte yiyordu. Devlet görevi akşam
yemeklerinde devam ediyordu.
Omlet seviyormuş, özellikle gece geç saatlerde acıkınca
peynirli omlet yermiş. Sahanda yumurta da severmiş. Etli
taze bamya de sevdiği yemeklerden. Karnıyarık da severmiş.
Onu pilav karıştırarak yermiş.
Haşlanmış kuşkonmaz da sevdiği bir yemek. Enginarı hiç
yememiş. İstediği halde hiç yiyememiş. Hastayken enginar
yemek istemiş. Hatay'dan ısmarlamışlar. Fakat kendisi komaya
girmiş ve yiyememiş. Arasıra fava denilen zeytinyağlı,
limonlu bakla ezmesinden istediği olurdu. Tatlılarla arası
pek iyi değilmiş. Ama gül reçeli severmiş. Kahveyi orta
şekerli içermiş. 10-15 fincan içermiş. Hergün 40-50 sigara
içermiş. Meyvalardan kavun seviyormuş. Kavrulmuş, tuzlu
leblebi, fıstık da sevdiği yiyeceklerden. Soğan, sarımsak,
pastırma gibi kokulu yiyecekleri sevmiyormuş. İçkilerden
rakı ve bira içiyordu. Sofrasında çeşit bol değilmiş. Köşkte
hazırlanan yemekleri yiyordu.
Sarhoşluktan hiç hoşlanmadığı söylenmektedir.
Çocukluğunda annesinin yaptığı Selanik'in ıspanaklı böreğini
çok severmiş.
Seyahatlerinde gittiği yerlerde kendisine ikram edilen
yörenin yemeklerini zevkle yermiş. Ama bunlar O'nun sürekli
yediği yiyecekler değildi.
Kırşehir'de çorba, hindili pirinç pilavı, su böreği, karışık
turşu ve meyva ikramları ile karşılaşmıştır. Kırşehir'in su
böreğini çok beğenmiş.
Kaman'da sahanda yumurta, yoğurt, balbaşı, pekmez ve meyva
yemiş. Kızarmış tavuk, bulgur pilavı da orada ikram edilen
yemekler arasındadır. Kaman'da ikram edilen yoğurt ve pekmez
karışımı bir tatlı olan balbaşı pekmez dürüm ya da sokum
biçiminde yufka ekmekle yenir ki Atatürk bu yiyeceği de
sevmiş.
Adana'da severek yediği yemekler şunlardı: Bamya dolması,
patlıcan hünkâr beğendi, güveç, sini köftesi, domatesli
pirinç pilavı, hanım göbeği tatlısı. Tarsus'ta baklava yemiş
ve ayran içmiş. Ayrıca çok miktarda marul yemiş.
Siroza yakalanıp halsiz düştüğü günlerde tatlı yemesi
gerektiğinde Yanya tatlısı ve irmik helvası çok hoşuna
gitmişti.
Konya'da kendisine sedirler saç böreği ve Höşmerim denen
kaymaklı tatlı ikram edilmiş ve Atatürk bu özel
yiyeceklerden memnun kalmıştı. Özellikle belediye başkanının
evinde hanımı bu yemekleri O'na ikram etmiştir.
Sonuç
Atatürk'ün yemek ve kültür konusundaki yaşamını günümüz
açısından değerlendirecek olursak şu hususlara
değinebiliriz:
Sofrada uzun süre oturmak geleneğini Atatürk'te görmekteyiz.
Bugün çağdaş ülkelerde insanlar, sofralarda uzun zaman
oturmaktadırlar. Tartışırlar, eğlenirler, iş hallederler.
Atatürk de öyle yapmıştır. Sofrayı O, ülke sorunlarını
çözümlemede bir araç olarak kullanmıştır.
O'da bir Türk insanı olarak geleneksel Türk yemeklerini
sevmekte idi. Kuru fasulye ve pilav örneğinde olduğu gibi.
Bugün hepimiz bu yemeği severiz. Askerde de çok pişirilir bu
millî yemek. Bazı kimseler askerde bu yemeği çok yedikleri
için askerlik dönüşünde artık yemezler. Bıkmışlardır çünkü.
Demek ki Atatürk bıkmamış.
Yemekleri fazla yememekle bu günkü çağdaş anlayışı
sürdürmüştür. Sağlıklı beslenmenin koşullarından olan az
yemek, Atatürk'ün de beslenme politikası olmuştur. Onun
sofrasında bol çeşit olmaması da bu hususu kanıtlar.
Geleneksel Türk içkisi olarak O'da rakıyı seviyor ve
leblebi, kavun gibi mezeler yiyor. Bunlar da O'nun
geleneksel yanlarından birisini oluşturuyor. Beslenmesinde
Türk zevkinin egemen olduğunu görüyoruz. Türk mutfağının
yemekleri, mezeleri, tatlıları, içecekleri ve meyveleriyle
besleniyordu. Avrupa mutfağının yiyecekleriyle
beslenmemiştir.
O'nun döneminde devlet görevlilerinin sofralarında et yemeği
hemen hemen yoktu. Kebaplar, yağlı ağır yemekler yemiyordu.
Bazen tavuk ya da hindi yeniyordu. Anadolu'da halk eti
Kurban Bayramında görebiliyordu. Ülke yoksul durumda idi.
Halkının et yemediğini Atatürk çok iyi biliyordu. Kendi
sofrasında da bazen etli yemek oluyordu. O'nun ülkenin bu
yoksul durumunu göze aldığını ve bu nedenle de et yemediği
söylenebilir. Yemek sofrasında ve sevdiği yemeklerde daha
çok sebze ağırlıklı yemekler dikkati çekiyor.
Yemeklerdeki gelenekselliği sürdürmesi, O'nun geleneksel
Türk kültüründen kopmayışının bir kanıtıdır. Fakat O, her
konuda çağdaşlaşmayı amaç edinmişti. Ama bunu yaparken
çağdaşlık ve geleneksellik sentezi içinde, ulusal kimliğin
korunarak çağdaşlığın gerçekleştirilmesini istemesi, O'nun
çağdaş bir devlet adamı oluşunun en güzel göstergesidir."
|